18 Mayıs 2010 Salı

Çarpık Eğitim Sistemi ve Çarpık Bacaklar

Ne yazık ki, Türkiye'deki eğitim sistemi gerçekten de en az Ikınsu'nun bacakları kadar çarpık! Belki klişe ama gerçek. Milli Eğitim Bakanlığı da kızların eteklerini kıvırmasına kafayı takmış, sanki bütün sorunları halletmiş de bir tek o kalmış gibi. Öyle bir eğitim sistemi ki bu; öncelikle en iyi, en çok para kazandıran ya da en popüler, en çok tercih edilen meslekler sıralanır; sense artık o meslekler için okuman gereken bölümlerden en iyi hangisini tutturabilirsen ona kapağı atıverirsin. Sorgusuz, sualsiz... Çünkü önünde ÖSS denen öylesine çılgın bir sınav vardır ki onun için sabahtan akşama, akşamdan sabaha çözdüğün sorular artık milyonlara ulaşmıştır. Dolayısıyla hayatında daha fazla soruya yer yoktur. Zaten beynin de o tarz sorularla uğraşmak için programlanmamıştır. Hemen hemen öğrencilerin %90'ı bu Bizans oyunlarına kanar ne yazık ki. Çünkü ona ne istediğini, neler yapabileceğini düşünme fırsatı verilmez. Verilirse, istenmeyen sonuçlar daha doğrusu bölümler doğuracağından korkulur. Liseye kadar karnesinin "Hepsi Beş" olan tiplerdendim. Liseye geldim ve aynı geleneği devam ettirdim. Böylesine başarılı her öğrenciden bekleneceği üzere ben de haliyle sayısal seçtim. İyi kötü liseyi de "Hepsi Beş" olarak bitirdim. ÖSS'ye girdim ve ODTÜ'ye geldim. Bu zaman zarfında bazen konservatuara gitmeyi bazen güzel sanatlar seçmeyi bazense herhangi bir yabancı dil bölümüne girmeyi düşünmedim değil. Ama hiçbiri "böylesine başarılı, zeki" bir kızdan beklenecek şeyler değildi. Bunlar olsa olsa onun hobileri olabilirdi. Nitekim öyle de oldu. Çarpıklıktan demişken üniversitelerden bahsetmemek olmaz tabi. Duyduğum kadarıyla öyle üniversiteler varmış ki, ilk dönem üçüncü sınıfın birinci dönem dersleri alınırken, ikinci dönem ikinci sınıfın ikinci dönem dersleri alınabiliyormuş. Alın size çarpıklığın önde depar atanı! Mesela bizde de ortalamanın 100 üzerinden 20'nin altında çıktığı sınavlar oluyor. İşlerine geldiğinde "Siz Türkiye'deki öğrencilerin kaymak tabakasısınız, hepiniz belli bir zeka seviyesinin üzerinde olduğunuzu kanıtlayarak buraya geldiniz." diyen bazı hocalar böyle bir ortalamadan sonra bütün suçu öğrencilere atmaktan hiç de çekinmiyor ne yazık ki. Belli bir zekaya sahipsek ve ne kadar disiplinli olduğumuzu ÖSS'de gösterip buraya gelmişsek öyle bir ortalamadan sadece biz sorumlu tutulamayız efendim. Suç belki biraz hocada belki biraz sınav kağıtlarını okuyan asistanda belki biraz sistemde belki de biraz bizdedir. Ama kesinlikle "tamamen" bizde değil. Bana kalsa tek bir fizik sorusu çözmek yerine 5 tane essay yazmayı tercih ederdim, ya da bir calculus sınavına girmektense yüzlerce ansiklopediyle dolu kütüphaneye girip A'dan Z'ye her şeyi ezberlerdim. Ama istediklerimi yapmak yerine inatla yapamadıklarım için uğraştım. Eğer buna rağmen başarısız oluyorsam suçu biraz da kendinde aramalı bazıları. Pablo Picasso olabilecek bir görsel dehadan pratisyen doktor yaratan, Beethoven olabilecek kadar müziği yalamış yutmuş birinden vasatın altında mühendis yetiştiren sisteme lanet okuyorum. Herkesten bir Einstein olmasını beklemeyin. Son olarak siz yetkililere sesleniyorum. Kızların çarpık bacaklarıyla uğraşmayı bırakın, çarpık eğitim sistemine bir el atın!

3 yorum:

  1. mesela insanlar matematik yapamadığım için güzel sanatlar seçtiğimi sanıyor.
    halbuki istiyorum ben.
    lanet eğitim.

    YanıtlaSil
  2. İşte böyle düşünenler, böyle sananlar yüzünden gerçekten istediğimiz şeyleri ya seçemiyoruz ya da seçtikten sonra vicdan azabı çekiyoruz, sinirleniyoruz.

    YanıtlaSil
  3. müthiş karakalem portre yeteneği olan birisi olup matematik öğretmenliği okumak zorunda kaldım her gün lanetim var sisteme ve çevreme
    kapanması zor yaralarım var benim de
    einstein ya da leonardo da vinci yetenek yetenektir hiçbiri birbirinden üstün değildir herkesin ilgi alanı saygıdeğerdir

    YanıtlaSil